28 Şubat 2015 Cumartesi

Onun için değişmek her şeye değer mi

Ben kendimi bildim bileli babasını örnek alan çocuklardan biri oldum. Bu örnek aldığım adam, olmak istediğim kişi miydi hiç bir zaman emin olamadım. Ona hayrandım. Bildiklerine, gördüklerine özgürlüğüne donanımlarına, kütüphanesine ve arkadaşlarına. Büyüdüm, adam oldum. Adam oldum denebilirse tabi. Babama benzer biri oldum. Onun başka bir versiyonu. Arkadaşları babamı çok severler. Ben de öyle. Ancak hiç biri onun ne kadar bencil ve kendi dünyasında yaşayan bir adamdan ibaret olduğunu bilmezler. Ben bunu yaşım ilerledikçe fark ettim. Sevdiklerimi kaybettikçe ona benzediğim için kendime lanet ettim. Şimdi değişmeye çalışıyorum. Kaybettiklerim geride kaldı. Sevdiğim ama incittiklerim. Beni belki de hiç affedemeyecekler. 35 yaşındayım ve şunu öğrendim; insan hayatında gerçekten yalnızca bir kez sevebiliyor. Diğerleri birer maceradan ibaret. Pek o tek sevdiğinden yoksun kaldıysam ne yapacağım hiç bir şey olmamış gibi hayatıma devam mı edeceğim. İnanın gayret ediyorum ve inanın o kadar zor ki. Onsuz geçen yüzünü görmeden geçen tam iki yıl. Neredeyse her gün aklıma gelen gülücüğü, sevgi sözcükleri, uzun sarılmalar ve öpüşmeler. Ona ait bir kıyafet var dolabımda ne yıkıyorum ne de dokunuyorum ona. Sadece bazen çıkarıp uzun uzun izleyip dokunuyorum. Ne zaman sarhoş olsam ya da kendimi bin bir türlü şeyle zehirlesem her ayıldığımda ölemediğim için ölmenin bu kadar zor olmasına lanet ediyorum. Sanki her şey bir anda bitse bütün bu acılar geride kalacak. Başka bir dünyada onun eline dokunabileceğim. Buna emin olabilsem hiç düşünmez ölürdüm. Ancak ölüm şüpheli bir durum. Sonrası da süpheli öncesi de. Benim başıma gelenlere razı olmaktan başka çarem yok en azından şimdilik. Şimdiye kadar kaybettiklerimle başarı isminde koca bir apartman dikerdim Caddebosta'na. Kaybettiğim bir arkadaşımın değişidir. Kimleri kaybettim göçüp gittiler bu dünyadan. Her birinin kaybı babamda dahil beni biraz daha güçsüzleştirdi.Ancak kimsenin kaybının bir ölümden beter olacağını düşünmemiştim .O hayatta yaşıyor, bir yerlerde hayatına devam ediyor. Benim elimdense gelen hiç bir şey yok. Babamdan kalma huylarımla onu o kadar korkuttum ki beni ben olmaktan çıkıp özümde özgürce var olabileceğim Ekim olduğumda görmeye hazır olacak belkide . Güçsüzlüklerinden kurtulmuş, Özünde gerçekte kim olduğunu hatırlamış sevgi dolu bir Ekim.
Bir parçam yok. Eksik. O parçam seven parçam. Ben sevgiyle var olabiliyorum o parçam yoksa  var olamıyorum. Harabe halindeyim yeniden. O parçam olmadan yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum. Eğer bu eksikliğin verdiği acı ortadan kalkarsa belki güçlenirim. Sonuçta ben güçsüzsem kimseyi taşıyamam yanımda. Kendimi sevebilmem sevgimin kaldığı parçamda gizli. ben hayatımı harabeye cevirmekle meşgulken diğerleri de boş durmadılar hiç. Ben bir bağımlıyım 17 yıldır bu hastalığın bana verdiği zararlardan ve hayatımdan çaldıklarından kurtulmaya çalışıyorum. Yaşadıklarımın yarısını yaşasanız kendinizi nerede bulurdunuz? Hapishane? hastahane? mezarlık? seçin birini. Tüm bu olumsuzluklara rağmen hayatta kalmaya çalışıyorum. Türkiye'nin hatırı sayılır reklam ajanslarından birinde çalışmaya başladım. Fazla zaman geçmedi hiç bir alakası olmamasına rağmen hani düşünün bir reklam ajansında çalışanlar az çok ilkelliklerden kendilerini sıyırmış insanlar olmaları gerekmez mi. Ben de öyle düşünüyordum. Ta ki hakkımdaki dedikoduları duyana kadar. İçimden defalarca lanet okudum ve işi bıraktım. Gidip sevdiğim iş arkadaşlarıma benimle ilgili sorular sorup sorguya çekmişler. Hani ben onlara uyuşturucu teklif etmişmiyim falan. Ulan reklamcı olmuşsun ama o ilkel köylü beyninden kurtulamışsın hala. Zaten senin işin halkın seviyesine inmekse durumun mazur da görülebilir. Ama benden uzak dur. Benim derdim bana yetiyor. Gülben Ergen'li reklamlarınızı alın ve yaptığınız kıytırık ilerle gurur duyup kristal elmalar alın. Baş köşenize koyar çok mühim bir halt ettiğinizi düşünür avunursunuz avuntunuzla bu da size yeter de asrtar bile. Hayatla ilgili bütün anladığınız anlamlandırdıklarınız bunlardan ibaret işte. Siz aşkın, sevdanın gönül denen şeyin küçültülmesine aşağılanmasına sebep sistem kölelerisiniz. Ben bu dünyaya geldim geleli tek birini arıyorum sevdiğimi. Sizin gibi bir kodamanın eline bakmıyorum bakmayacağımda. Siz genç insanları üç kuruş maaşı zavallı banka hesaplarına her ay düzenli yatırıp kıçınızı yalayacak insan müsveddeleri haline getirmeye devam edin. Ben aşkımın peşinden gideceğim.
   
Haydi hiç başlamamış gibi yapalım. İlk defa tanıştığımız o sergi gecesinde olduğumuz gibi olalım. Ama bana kalırsa ben orada değil başka bir yerde sadece senin gezindiğin bir yerde sana rastlamak isterdim. Kalabalıktan çok uzak bir yerlerde olmak. Bir kuzey denizi olabilir mi ya da yüksek bir dağın güneş gören yüzü. Terk edilmiş bir kulübeye hiç ihtiyacımız olmadan sadece macera için sığınan iki kişi olalım. Birbirimize uzaktan öylece bakıp gülümseyerek şöyle diyelim biz birbirimizi tanımıyoruz ama bu kulübe bizi tanıyor bizi ziyaretçileri olarak kabul ediyor. Biz ki bu kulübeye sığınmış iki yabancıyız. Ne yapmalıyız? Sevmeli miyiz birbirimizi yoksa çekip gitmeli miyiz yollarımıza. Nasıl olacaksa olsun ama bu kulübeyi hep hatırlayalım. Bizi bu kayıp yerde bir araya getiren aynı yere getiren bu kulübeye saklayalım sevgimizi. Birbirimize verecek bir şeyler olmalıydı. Ama sanki bir his var içimizde tükenmiş. Daha evvelce tüketilmiş. Ben her zaman hazırım yeniden sevmeye zaten hiç vazgeçmedim. Tüm sevgileri tüm adanmaları geri çevirdim bu aşk için. Bu saatten sonra kaybettiklerimin çeteresini tutacak değilim. Tuttuğum tek bir hesap var kaybettiğim sensiz geçen günlerin sayısı. Senin yüzündeki ifadeyi biliyorum ve tahmin edebiliyorum.Ya özlemiş olmalısın beni ya da hiç tanımadığın bu adamı bir yerden tanıyorsun sana vereceği acıları önceden biliyorsun. Nasılsa her adam bir acı değil mi. Kim verebilir aradığın mutluluğu sana. Sana bir sır vereyim mi seni daha önce tanıyan biri verebilir. Terk ettiğinde hayatının anlamını yitirmiş biri verebilir. Üzerine titreyerek ağrılarını ovarak, akşam yemeğini hazırlayarak güzel sesinle söylediğin sözcüklerini dinleyip onlara en güzel karşılıkları verecek adam verebilir bunları sana. Peki sen kimsin gerçekten o musun? Galata'daki ceneviz evinin balkonunda seviştiğin o adam mı karşındaki? O güzel bir yılın ardından her şeyin anlamını bir anda yitiren değer verdiği her şeyin bir zaman içinde zaafları ve zayıflıkları yüzünden yok olmasına engel olamayan bu adam mı karşında duran. O ise ne olacak? Bu yapayalnız dünyada biz yalnız değil miyiz? Öyleyiz değil mi bak ay da hilal. İncecik narin bir hilal. Dışarısı soğuk ama yanan bu odun sobası ancak kendini ısıtıyor. Üşüdün mü? Sen çok çabuk üşürsün bilirim. Benim ellerim hep sıcaktır sevgilimin ellerini sıcak tutayım diye. Üşüyen minik ayaklarını sarıp sıcak tutayım diye. Verir misin şimdi ellerini bana. ayaklarını koyar mısın kucağıma ovup ısıtayım diye. Korktuğunu o kadar iyi biliyorum ki hep o narin canını yaktılar. Hep sevmek istedin hoyrat bencillikleriyle kullandılar hayallerini. Korkma yaklaş bana nefesim hala sıcak. Sen varsın ya bu odada benim üşümem olanaksız. Varlığın beni ısıtıyor. Yokluğundaysa her geçen gün ölüme doğru soğuyorum. Bu an benim en mutlu anım. Gel nasıl mutlu olunur sana öğreteyim. Dünya sonsuz bir istekler yuvası. Benim ellerimdeyse yalnızca yalnızlığa çare var. Bu sonu gelmeyen dünyanın aksine iki kişiye yetecek kadar mutluluk var. Senin güzel vaatlere hep inanasın gelir. Hemen aldanma kimseye sonra üzülürsen ben kıyamam. Yeterince yanılmadık mı yeterince yaşlanmadık mı? İşte bu yüzden hangi vaat gerçek hangisi değil artık bunu anlayabiliyoruz her ikimizde. Bizi buraya getiren bir neden var. Bizi buraya ben koydum. Yeniden tanışalım başkaları olmasın etrafımızda diye. Benim düşüm ben tasarladım. Sadece burada olmaktan memnun olup olmadığın önemli. Sanmıyorum ki bu hilalli gece sana beni refüze ettirir. Gerisin geriye gönderir ellerimi. O yüzden biliyorum tutacağımı ellerini. Benim düşüm olduğu için değil umutlarım bu yönde olduğu için. Sen gerçek olanı bilirsin birileri kafanı karıştırmadığı sürece bilirsin. Çünkü bilirim ki zarar görmen çok olağan işte bu yüzden nasihatlere önem verirsin. işte bu yüzden de insanlar tarafından kolayca manuple edilirsin. Beni dinle bu yalnız yerde sana söyleyeceklerim çok önemli. Seni sonsuza kadar sevecek olan benim. Daha önce olanların hiç bir önemi yok artık. Bunlar ne beni tanımlıyor ne de seni. Bunu sende biliyorsun. Benim sevgimi tanıyorsun. Ben her ayın hilal gecesi gökyüzündeyim. Bir köşesinden yakalıyorum onu. Sende diğer ucundan tut.

Başımın okşanmasını her zaman sevdim. O bunu bilirdi hiç söylememe rağmen başımı hep büyük bir şefkatle okşadı.

Bana kafamı başka yöne çevirmem söylenmişti. Ben bunu yapamayacağımı biliyordum. Yapamacağımı yapmayacağımı da söyledim. O zaman baktığım yönde beni inciten ne varsa görmeye kendimi alıştırmalıydım. Öyle de oldu. Kimi zaman katil olmayı düşündüm. Aşk insanı ilkelleştiriyor. Bütün bunları kaldıramayacağımı bilemedim. Ama çok ağırmış meğer. Hiç gözümü kırpmadan görebileceğim kadarını izledim. Tanrım ne zormuş istenmemek, bir başkasının tercih edilmesi ve senin tüm tercihlerin dışında kalman. Ne kadar klişe değil mi. Ama zaten aşk klişe değil mi. Modern zamanlar onu klişeleştirmedi mi. Aynen öyle oldu. Namus cinayeti işlesem 2 yıl yatar çıkar mıyım diye hesap bile yaptım. Elbette ona kıyamayacaktım. arkamdan sinsice yaklaşıp kendi cemaatinden çok uzaklarda bir yerde benim sahip oılduğum şeylerin alanın üzerine bir akbaba gibi konan meziyetsiz özelliksiz bu adama karşıydı hıncım. Onu tek bir darbeyle dünyadan sildiğim rüyalar gecelerime eşlik etti. Sonra aklımı kaçırdığımı düşündüm. Elime ne geçecekti üzüntüden ve acıdan başka. Belki bir anlık rahatlama. Belki üzerine elzem olmayan şeylere burnunu soktuğu için ona cezasını verecektim. Ama hepsi buydu işte. Kısa zamanda bu düşünceler zihnimden silindi. Meziyetsiz, kalbinde sevgiden duyarlılıktan eser olmadığını bildiğimden rahatladım. Onun kalbini göremez ağrılarına gereken önemi veremez ona bakması gerektiği gibi bakamazdı zaten. Ancak ve ancak bazı faturalarını öder sonrada zamanı geldiğinde ödediği şeyleri teker teker geri isterdi. Sonuçta Onun için kimdi bir el kızından başka. Arabasına atıp dolaştırdığı zaman zaman da yatağa atıp eğlendiği bir kadın. Tanıdığım kadarıyla başkaları onun için hep olacaktı zaten.

Birlikte yoga yapacaklar, bu çocuk onun için her gün içtiği esararı bile bırakacaktı. Bunu benden daha iyi olduğunu, ona benden daha fazla değer verdiğini kanıtlamak için yapacaktı. Peki oldu mu? Belki bir süreliğine. Sonrası malumdu bence. Ağrıları umrunda değildi. İhtiyaçlarıysa yükten ve masraftan başka bir şey değildi. Bunu ona hissettirmedi ama içten içe hep bunu düşündü. Gelip geçici bir heves olduğunu kendisi de anlamadı çünkü. Bir keresinde ona "Gönül" dedim anlamını bilmiyordu. Bu benim için yeterince iyi bir kanıttı. Benim kadınım çiçekleri severdi, ona kendi ellerimle hazırladığım akşam yemeklerini, saatlerce yaptığım masajları severdi. Ama bu sevdiği şeylerin dışında korktuğu şeyler, benim kendime verdiğim zarar, bir türlü bir işte dikiş tutturamamam başka kadınlarla sosyal ağlar üzerinden flört ediyor olmam tüm bu niteliklerin hiç bir şey ifade etmemesi için yeterliydi.

Kolay olmadı. Onun içinde hiç kolay olmadı benden vazgeçmek. Binlerce nasihat dinledi, tanıyan tanımayan herkes benim arkadaş bildiklerimde buna dahil onu benden uzaklaştırmak için çalıştılar. Bunun altında onun için beselenen iyi niyetten çok bir harisin yattığını düşünüyorum. Gözümün ondan başkasını görmemesi, her fırsatta ona olan sevgimi büyük kelimlerle ifade etmem, her şeyden herkesten özel olduğunu benim vazgeçilmezim olduğunu anlatmam bu insanlarda bir harisi harekete geçiriyordu. Benim büyük aşkımı kimse kabullenmek istemedi. Neden mi çünkü bu onların isteselerde asla sahip olamayacakları bir duyguydu. Bu kumaş onlarda yoktu. Bunu bende görmeye katlanamadı kimse. İstemediler. Beraberliğimizin zarar getirdiğini gösteren onca kanıt varken de onun tüm bu nasihatleri dinleyip ayak uydurmaktan başka çaresi yoktu. Hak verdim. Öfkelendim. Tüm bu insanları hayatımdan bir anda çıkarmak istedim. Onlara değil ama sevgilime hak verip saatlerce göz yaşı döktüm.

Bana demişti ki bir keresinde değişsen dünyalar benim olacak. Bunu söylemesinin ardından iki yıl geçti. Bu yolda ilerliyorum. Dünyalar onun olur mu bilmem ama ben değişiyorum. Ya da bu değişim onun ne kadar umurunda olur onu da bilemem. Ona verebileceğim şeylerin geniş bir listesini yapmak istiyorum. Huzurlu güvenli bir hayat, sonsuz bir sevgi ve tehlikelerden uzak bir yaşam. O aksini düşünsede onu hiç aldatmadım. Buna onu inandıramadım da. Nedense beni tanımasına rağmen güven duymuyordu. Haksizda sayılmazdı çok fazla hata yaptım ve güven kırdım. Onu aldattığıma inanarak beni aldattı. Öfkelendim. Evi terk ettim eşyalarımı taşıdım. Şimdiki aklım olsa aklı selim davranırdım. Güveni kırılmış bir kadın vardı karşımda. Bunu da isteyerek yapmamıştı canı yandığı için yapmak zorunda hissetmişti. Tüm bunları anlamam zaman aldı. Öfkelendikçe onu incittim, düzeltebileceğim şeyleri tek tek kırıp attım.

Acaba diyorum ben kendimi toparlasam insanların, diğerlerinin değişiyle adam olsam. Mutluğu sağlayacak asgari düzeni kursam, kendi başıma kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek hale gelsem, tüm kötü şeyleri geri de bıraksam. Bana inanıp beni sevdiği zamanlardaki gibi sever mi beni. İşte umudum bu. Hayattan tek beklentim. Eğer bunu tamir etmeyi başarabilirsem o zaman tekrar yaşadığımı hissedeceğim. İki yıldır yaşamıyor sadece oyalanıyorum. Toparlanmak adına bir şey yapasım da gelmiyor içimden. Bilsem ki yeniden mutlu olacağız yeniden sarılacağız gözlerimizi yumup o zaman elimden her şey gelecek. Hayatımda hiç bir şeyi eksik etmeyeceğim. Seneler boyunca tek bir insanı sevmenin anlamını kanıtlayacağım bu kullan at dünyasına.

Nasihatçiler... sadece onun nasihatçileri değil benimde var ondan kurtulmamı söyleyen unutmamı söyleyen nasihatçilerim. Yolla gitsin, sana kadın mı yokçular. İsteseydim elbette bir kadınım olurdu. Ama istemedim, isteyemedim. Seks öylesine, sevgi sözcükleri ezberden söylenen sözcükler oldular hep. O kadar da iyi oynamışım ki epey de inandırıcı oldular. Çoğu bana bağlandı. Ben bağlanmadım. Sonrasında gerçekleri acıta acıta anlatmak çok zor olsa da bunu yapmak zorundaydım. Sonra herkes yoluna gitti zar zor da olsa gidildi gerisingeriye dönülüp. Çünkü ben tek bir yerdeydim. O yerden hiç ayrılmadım. Yerini dolduracak kişiler aramam hataydı ve giderek yalnızlaştım. Bırakıp gittiklerimin nefreti de eklendi üzerime boynuma, ağırlaştıkça ağırlaştım. Hafiflemenin tek bildiğim yolu kimyamı değiştirmekti bende öyle yaptım. Bu beni geriye götürecekti kaybettiğim yere ama başka çare bulamadım. Ya kahrımdan sürünecek ya da endorfini bin katıyla alıp ağrılarımı dindirecektim.

Şimdi yeni kararlar aldım başlangıçta söylediğim gibi sadece yalnız kalacağım. Kimseyi görmeden dinlemeden, kimyamla oynamadan, acılarım neyse ne kadarsa hepsini çekmeye her türlü bedeli ödemeye hazırlanıyorum. Çok zorlanacağımı sanmam. İnsanlar benim için zaten anlamsız varlıklar. Annem ve sevgilim dışında hiç birinin hayatımda gerçek birer yeri yok. O bunu bilmese de böyle hissetmese de bunun bir önemi yok benim böyle hissetmem ve bunu böyle bilmem bana yeter. Aradan ne kadar zaman geçeceğini bilemem. Ama gerçek bir hedef olarak gördüğüm şey onun rehberi olmak.

Bakın biz çok farklı insanlarız tanısanız hemen anlarsınız. ailelerimiz, yetiştirilme tarzlarımız, çevremiz, hayat algımız birbirmizinkinden çok farklı. Onun beni tamamladığı yerler var benim onu tamamladığım yerler var. Bu bir denge. İçine kötülük karışmadığı sürece bozulması zor bir denge. Bir dış etken olmadığı sürece sonsuza kadar sürüp gidebilecek bir denge. Destansı rüyaları var balinaların olduğu, kendi ürettiği mantıklı felsefeleri var wittgenstein okumadan wittgenstein gibi konuşur ve anlatır. Sürprizleri o kadar çokcadır ki mucizeye yakınlaştığınızı hissedersiniz. Sankio doğuştan bazı bilgilere sahiptir sizse kulaktan dolma. Bu yüzden söyledikleri son derece önemlidir. Dinlenmeye ve öğrenmeye değer şeyler çıkar ağzından. Şaşkınlığınızı gizlemeniz zor olur.

İşte beni aşık eden tek şey gözleri kıvır kıvır saçları bakışları ayakları elleri değil bu mucizevi söylemleridir de aynı zamanda. Benim rehberimdir. Benim onun rehberi olduğum kadar o da bana yol gösterir. Güldüğümüz şeyler aynı, sarkastik olmamız gereken zamanlar aynı zamanlardır. Biz giderek birbirmize benzedik. İki yıl bunun için yetti de arttı bile. Onsuz geçen iki yıl ise benzerimi, rehberimi aramkla geçti. Her seferinde refüze edildim. Geri çevrildim bazen tam görüşecekken bir aksilik çıktı ve olmadı. Bu görüşmelerden bir beklentim yok. Üsteleyeceğim her hangi bir şey. Onu sıkıştıracak kelimelerim yok. Hiç bir şey konuşmadan sadece izlemenin yeteceği bir saat geçirmek istiyorum hepsi bu. Ama bu olmuyor.

İtitraf etmeliyim ki en son ona öleceğimi az zamanım kaldığını yazarak yalan söyledim. Böylece beni görecekti. Ama gerçeği öğrendi. Öğreneceğini de biliyordum ama umursamadım. Ne kadar çaresiz olduğumu anlamasını istedim. Bir şey ifade etmedi. Belki bütün çabalarım boşuna ama ben gene de aşık olduğum için tüm bunları kendime hak görüyorum. Oysa buna kızdı. Çünkü üzmüş oldum onu. Demek ki beni kaybetmek ona acı verecek. Bunu bilmek güzel. Belki de kendimi öldürürüm. O zaman biraz olsun hatırlanırım. Tanrım aşk ne onursuzca bir şey. Tüm bu fütursuz eylemlerin düşüncesi bile ne kadar korkunç.İnsanı benliğinden çıkarıp egosunu yerle bir etmiyor mu sizce de. Aşk egosantrik insanların işi değildir bence. Aşk da bencilliktir dedi Zizek. "Seni bu dünyadaki herşeyden çok seviyorum" demenin kötülük olduğunu söyledi. Zizek'e gör ben kötülüğün ta kendisiyim çünkü tam da böyle diyorum. Bunda da bir sakınca görmüyorum. Çünkü bu dünyada sevilecek bir şey yok. Adanacak bir insandan başka sevilecek hiç bir şey olduğunu düşünmüyorum.

35 yaşındayım ben ama yaşımın olgunluğunu taşıdığım hiç bir zaman söylenmedi. Öyle olduğu gibi yaşımı göstermiyorum da.Kaç sene daha yaşayacağımız bilemem ama bildiğim tek bir şey var ki yaşadığım sürece kafamı başka bir yöne çevirmemekte, kalbmin kaldığı yerde kalmakta kararlıyım. Bu yazıya aşk şiirlerinden alıntılar, aşk için söylenen sözcüklerden derlemeler yapmak istemem çünkü tamamiyle benim ve bana özel olsun isterim. Sevgilime bağlı olduğum kadar yazdıklarıma karşı da dürüst olmak istiyorum. Acı bir dürüstlük bu. Aşk kendi dilinde yaşanır. Her aşkın kendine ait bir dili vardır. Bu özel dili başka söylemlerle bozmayı istemem.

Ben hala bazen düşünüyorum onunla aynı sokalradan geçiyor muyuz? Bastığı yerlere basıyor ve oturduğu yerlere oturuyor muyum? Benim öyle bir aşkım var ki gemilere yön veren yıldızların dengidir. Gece okyanusun ortasında onu takip edersem kaybolmayacağımı bilirim. Birlikteyken onu inciten ne yaptıysam bedellerini defalarca ödedim. Bu doğanın adaleti inanılmaz bir adilllikle işliyor. Geceleri uykusuz kalmam ve dökülen göz yaşlarım bir yana dursun. Gece sokaklarda yalnız başıma deri botlarımla gezinirken ve yeri izlerken aklımda uçuşan suretleri gülen ağlayan seven sarılan kızan nefret eden, kalbimin hızlandığını avuçlarımın terlediğini başımın döndüğünü ve tansiyonumun yükseldiğini hissettim. Kendimi en yakın kliniğe attığımda panik atak hastası olabileceğimi öğrendim. Bir bu eksikti. Artık bana bu aşktan miras kalan yeni bir hastalığım var. Öbür ki yetmiyormuş gibi. Bu hastalığa ait ilaçları diğerlerine ait ilaçlarla birlikte kullanamıyorum. Yani her aklıma geldiğinde kendimi kendi çabamla sakinleştirip dindirmem gerekiyor. Çok fazla acı çektim. Bu yüzdendir yalnızlığım. Bu yüzdendir insan sevmemem. Sevilecek kimseyi bulamamam. Ait olduğum yere dönmek istememdendir sebebi.

Varsın gerçek olmasın düşlerim. Varsın sevdiğim uzak olsun benden. Ben yalvarmaya başlayalı zaten iki yıl oldu. Bundan sonra durmadan yazacağım onun için. Çünkü benim cümlelerimin ve bu aşkın bir sonu yok. Sonu olmayan şeylerinse varacağı iyi ya da kötü bir son yok. Bunun farkındayım. Ben sadece o incinmesin diye sadece o ister diye kendime zarar vermekten vazgeçiyorum. Bilsin istiyorum her şeye değeceğini.

Bundan yaklaşık iki yıl önce Bostancı sahilinde bisiklete binerdik. İlk zamanlar yan yana gider el ele tutuşurduk. Sonraları beni ekip önden gitmeye başladı. O zamanlarda bir terslik olduğunu hissetmiştim. Sanki ben seni bıraktım oğlum artık yalnız başınasın demek istiyor gibiydi. Bana başka biri olduğunu hiç bir zaman söylemedi. Söylemeye cesaret edemedi belki de beni üzmek istemedi. Ona yalvarmıştım bana anlat diye ama bunu tercih etmedi. Bu yüzden onu suçlamıştım ama hata etmişim. Şimdi onu daha iyi anlıyorum. Ben olsam ben de böyle bir şeyi ortada duran büyük sevginin gölgesi altında anlatmaya cesaret edemezdim.

Öyle bir şefkati vardır ki ellerinde dokunuşuyla tüm acıları dindirirdi. İnsanı şefkatli bir sıcaklık sarar kalıbınızdan yapılmış huzur dolu bir kovuğa sığıştığınızı hissederdiniz. Başımın okşanmasını her zaman sevdim. O bunu bilirdi hiç söylememe rağmen başımı hep büyük bir şefkatle okşadı. O zamanlarda büyük bir hırçınlıkla öfke duyduğum her şeyi şimdi anlamsız bulmam beni utanç içinde bırakıyor. O değerli aşka yaptıklarım karşılığında aslında çok daha beter bedeller ödeyebilirdim. Suçluyum sonuna kadar suçluyum. Ama o kadar çok seviyorum ki bu sevginin bu suçluluğa üstün geleceğine inanıyorum.

Az önce telefonda konuştum. Bana sergi gezdiğini günü kendisine ayırdığını yoga ve pilates üzerine Beyoğluna gittiğini anlattı. İyi olup olmadığımı sordu. Bütün bu konuşma boyunca ben pür dikkattim söylediği her kelimeyi itinayla dinledim. İyi olup olmadığını, kendisine dikkat etmesi gerektiğini söyledim. Eve mi geçeceksin diye sorduğumda neden gelecek misin deyip kahkaha attı. Ben de evet hiç fena olmaz dedim. Bütün bunlar elbette bir şey ifade etmiyor. Ben ona davetli değilim. Bu ise nadir konuşmalardan biriydi.

Öylesine mutlu hissettim ki bu gece huzurlu bir uyku uyuyacağım. Bir daha ki konuşma ne zaman olur hiç bir fikrim yok. Ancak onu her gün aramak istesem de bunu yapamam. Onu sıkmaktan, korkutmaktan korkarım. Arada bir bu kadar nadir olması çok daha değerli. Öncelikle yazdıklarımı okumalı.

26 Şubat 2015 Perşembe

doğru giden yolda

İstanbul'un merkezine yakın gecekondudan bozma mahalleleri karlar altındaydı. Biz Emrah'la dere yatağına inen yokuştan düşe kalka iniyorduk. Donumuza kadar ıslandık. Tüm bu çileye değeceğini bildiğimiz bu mücadelenin sonunun istediğimiz gibi biteceğinden de emindik. Paramız tamam, paramızın karşılığında bizi bekleyen o şey de tamamdı. Yeter ki hedefe ulaşalım ve bir an önce sıcak evlerimizin yolunu tutalım. Bir de bunun dönüşü vardı tabi. Toplu taşıma araçlarının yarısı kazaya karışmış, diğer yarısı da zannedersem donmuştu. İstanbul'un göbeği bir dağ başı. Yapacak tek şey ise yürümek olacaktı. Kaymadan düşmeden kendimizi evlerimize atabilsek ve yapmamız gereken şeyi, bizi o derinlerdeki hastalığımızdan kurtaracak o ilacı bir kere kanımıza karıştırdık mı karın soğuğun ve ve tüm bu keşmekeşin bir keyfe dönüşmesini izleyecektik ufalmış kapanmaya başlamış hazlı gözlerimizle. O kendi ben kendi evimde elbette. Bu kovalamaca ne ilk ne de sondu. Sonucunda paramızla rezil olduğumuz, kazıklandığımız ve bu yüzden de derinlerde yatan canavarın bizi canlı canlı yemesi ne ilk ne de sondu. Tüm bu olan biten başlayalı çok çok uzun zaman oldu. 17 yaşındaydım. Kötü huylarımı edindiğim babamla cihangire taşınmıştık o zamanlar 90lı yılların ortalarıydı. 3 katlı bir evimiz Cihangirin en gözde sokaklarından birinde bulunuyordu. Ben lise sonu okumadım. Babam bana uyduruk bir özel okuldan para karşılığında lise diploması almıştı. Ama Güzel Sanatlara Sinema Televizyona girişimin tamamen kendi çabamla olduğuna inanıyorum. Üniversiteyi bırakalı 17 yıldan fazla olmuştur 2. sınıftan terk. Okula gitmiyordum ama kendi yeteneklerimin farkında genç bir adam olarak kolajlar resimler fotoğraflar ve boyadığım siyah beyaz karelerle karma bir sergiye bile katılmıştım. Genç bir sanatçı olarak umut vaad ediyordum doğrusu.

90lı yıllar o dönemin marjinal kabul edilen genç adamları için pek de şanslı yıllar sayılmazdı. Çiller hükümetinin iç politikaları uyuşturucu ticaretini terörist adlandırdıkları adamların elinden almış büyük bir hırsla dağıtımına hem içerde hem de dışarda çoktan başlamışlardı. Pis işlerin büyük patronları tek tek öldürülmüş artık kara para devletin himayesindeydi. E böyle olunca da satıcılar polis, alıcılar ise aynı kurbanlardı. Polis dilediğini kullanıyor, işi biteni bildiklerinden dolayı bir overdose süsüyle ortadan kaldırıp temizliyordu. Böyle şeylere çok tanık olduk. Zengin çocuklarına bir şey olmuyordu. Onlar bağımlılıkları içinde kıvranıp durdular sadece. sahipsiz garibanların başına ise her an her şey gelebilirdi. Ajanlık yaparlardı, kuryelik yaparlardı, torbacılık yapalardı. Bir keresinde 17 yaşındayken ben Abdullah Sokak denen o meşhur sokakta benden yaşça büyük bir çocuğun gidip ekip arabasından elinde uyuşturucu fişekleriyle dönüp bekleyen müşterilere dağıttığını hatırlıyorum. Şimdi kim bilir nerede ne yapıyordur. Belki de öleli yıllar olmuştur. İşte bizim kuşağımız böyle bir politikanın kurbanı oldu. Evde huzur bulamayan, sokakta kendine güruh içinde bir kimlik edinebilen herkesin bu tuzağa düşmemesi için hiç bir nedeni yoktu. Ne de olsa gelecekten beklentilere ait bir kanıt yoktu ortada. Kurt Cobain bir yanda söylüyor. Bizlerse Cobain'in söylediklerini bir marş gibi tekrarlıyorduk. "Rape me my friend Rape me again"

Hayranı olduğumuz her grup öyle yada böyle bu işe bulaşmış, dolaylı ya da dolaysız yoldan bu işin propagandasını yapar bir haldeydi. "Trainspotting" filminden bahsetmiyorum bile. Son model bir araba benim tercihim değil benim tercihim bu: yani koşulsuz tatmini bana sağlayabilecek tek şey: eroin. Oysa madem kapitalizmin sana sunduğu oyuncaklar sonsuz bir köleliği beraberinde getiriyor belki de doğru olan kendine vereceğin zarardan öte buna bir dur demek için örgütlenip sesimizi yükseltmekti. Ama hayır buna izin vermediler. Susun oturun işte size mutlak haz ve tatmin. Yeterki yolumuza çıkmayın. 90larda başlayabilecek bir gençlik hareketeninin bu şekilde bilinçli bir yolla engellendiğini düşünüyorum ben. Şimdi bu zamanda nerede öyle şarkı sözleri nerede Alice in Chains gibi gruplar. Elbette yok. Kimse ağzını açmamalı. Amerika Birleşik Devletlerin'in yarısından fazlası işsiz ve hiç bir şey üretmiyor. Sadece tüketiyor. Bu tüketenlerin yarısı ise ya ilaç ya da alkol bağımlısı. Kolay kontrol sağlanabilecek bir toplum. İşte bu modelin bir benzeri de bu topraklarda uygulanıyor.

Metrobüs hattındaki banliyölere gidip bir bakın. Eroinin şaşılacak derecede yaygın kullanıldığını göreceksiniz. Her durakta mutlaka bir kaç büyük torbacı sizi karşılayıp baş üstünde tutarlar. Tarlabaşında yıkılan eski karakolun arka sokağı bir uyuşturucu ticarethanesi. Bunu bilmeyen bir tane polis yok. Hatta bizzat orada ki komserlerden biriyle tanıştım. Adını şimdi anmama lüzum yok. Burunlarının dibinde dönen rezil ticaretten fayda sağlıyorlar. Antalya'daki Zeytinköy denen yere merak ettiğim için gidip gördüm. eroinin pakedi 5 lira kokaininse 15 lira bu ikisini 20 liraya alıp karıştırrarak gencecik insanlar aynı enjektörün içinde bu karşımı kendilerine zerk ediyorlar. Ne bir tane polis var ne de bu işe dur diyen birileri. Çocuklar kulaklarının arkasında insülin enjektörleriyle dolaşıyorlar. Gördüklerim karşısında şok oldum. Kullanılmış enjektörler elden ele paylaşılıyor. Sanki birileri bu insanları fare kobaylar gibi kullanıp gözlemliyor ve giderek yok olmalarını izliyorlar. Bir yandan ceplerini mahfolmuş hayatlardan arta kalan 3 5 kuruş parayla doldurarak.  

Bu düzen sizi kullanabildiğince kullanır sonra kullanılmaz hale geldiğinizde ya kendiliğinizden yok olur gidersiniz ya da iş başlarına düşer. Sizi yok etmek için bir an bile tereddüt etmezler. Ben sevdiklerimi, tutkuyla bağlandıklarımı, belki de ömrümün sonuna kadar kendimi adayacağım insanları işte bu yüzden kaybettim. Bu yüzden işsizim bu yüzden girdiğim bir iş yerinde bir kaç gün geçmiyor ki hakkımda abartılı dedikodular başlıyor. Ben uyuşturucuyu bıraksamda onunla olan geçmişim benim peişimi bırakmıyor. Bütün bu olan bitenleri değiştiremiyorum bu yüzden de huzur bulamıyorum. Genellikle kaderime lanet edip acımı dindirmenin bildiğim tek yoluna doğru adımlarımı sıklaştırıyorum. Karda kışta düşe kalka. Üstelikde her seferinde kaybedeceğimi bile bile yapıyorum bunu. Yarın tekrar aynı mücadele aynı kayıplar ve aynı yok oluş. Geçmişe dönüp başıma gelecekleri değiştirmemin bir yolu yok ama davranış biçimlerimi değiştirebilirim. Peki bu kolay mı? Hayır. Belki de dünyanın en zor şeyi. Bir insanın kendi zihniyle olan en büyük mücadelesi bu. Genellikle de kaybeden kurtulmak isteyen benliğim. Çnkü hedefe bir kere ulaştım mı dert edindiğim tüm bu kötü hayat 24 saatliğine duracak ve ben kendimi geçmişimi, yaşadıklarımı kaybettiğim sevdiklerimi unutacağım. Bir kere daha huzurlu olacağım en azından bi 24 saat daha.

En çok üzüldüğüm şey ne kendime verdiğim zarar ne harcadığım tonla para ne arkamdan konuşulanlar ne alnımdaki kara leke. Benim tek üzüldüğüm güzel yüzünü melek gözlerini, tatlı gülücüğünü iki yıldır göremediğim canım sevgilim. Beni iki yıl önce tüm bu fenalıklara tanık olduktan sonra terk etmekten başka çare bulamayan sevgilim. Yanında olduğum zamanlar çektiğim acının yarısını çekmedim. sarılıp uyuduğumda her şeyi unuttum. Tüm ısdırabım durdu. Bunları çok iyi hatırlıyorum. Benim için verdiği mücadeleyi, bu tür konularda hiç bir deneyimi olmamasına rağmen sadece beni sevdiği için katlandığı davranışlarımı çok iyi hatırlıyorum. Bugünkü aklım olsa sadece ona sarılır birlikte mutlu olabilmenin yollarını arar dururdum. Bana seçeneklerde sunmuştu. Ya bunu tercih edeceksin ya da beni. Ben ikisinden de vaz geçmek istemedim. Nasıl olsa sevgimden emindim. Onu kaybetmekten korkmadım. Nasıl bir duygu olduğunu o haldeyken tahmin edemedim. Meğer her türlü acıdan üstünmüş. Sevdiğin adanmak istediğin birini kaybetmek, 4 gün boyunca çekeceğin kabus dolu yoksunluktan çok daha korkutucu. Sevgilimi kaybetmenin acısının bir ömür boyu süreceğini anladım. Bir daha yüzünü görememenin, eline yüzüne dokunamamanın acısı her türlü acıdan betermiş. Eğer öldüğümde yanında olabileceğimi bilsem hiç düşünmez ölürdüm. Kimileri buna saplantı diyor. Bağımlı insanlarda görülürmüş. Bğımlı insanlar beni ilgilendirmiyor ki ben buna aşk diyorum. Köprünün altından ne kadar su akarsa aksın değişmeyecek tek şey bu aşk. Belki klişe olacak ama onu benim kadar kim sevebilir ki. Şimdi bu da pek tezat olacak ama ona benim kadar kim zarar verdi ki. Bu yüzdendir benden kaçışı zaten. Ona kabus dolu en az bir yıl yaşattım. Her allahın günü benim hastalığımla boğuştu. Ona hak vermeyim de ne yapayım. Dünyadaki en acı şey bu dünyada her şeyinizi vereceğiniz en çok sevdiğiniz kişinin hatıralarında kötü bir yerde durmanızdır diye düşünüyorum. İşte bu bence en büyük acı. Ne bağımlılık ne ölüm ne de elinden alınmış bir özgürlük.

Şimdiye kadar hastalığımın bana verdiği davranış biçimlerinden ve patternlerinden kurtulabilmiş değilim. Her şey ve herkes beni çok üzüyor. Çok hassasım. Sulugözüm, nevrotiğim, panikataklarım var. Nasıl yaparımda tüm bu negatifliklerden kurtulurum diye çabalamaya çalışıyorum. Kendimi İstanbul'un dışına attım. Annemin yanına, yapayalnız kalıp bol bol düşünebileceğim bir yere kapattım kendimi. Burada ne kimseye ulaşabiliyorum ki zaten bunu istemiyorum ne de hayatta kalıp alnımdaki damgayı bilmeyen bir iş verenle anlaşıp çalışmaya gayret etmek zorundayım. İşin zor olan yanı şu ki ben çok göz önünde biri oldum hep. Yani benim ne mal olduğumu bilmeyen yok. Bu yüzden de büyük bir şehirde tutunmam zor. Şansımın çok yaver gitmesi gerekir ki şans denen şeyin uzağımdan yakınımdan geçtiği görülmemiştir. Şimdilik planım kullandığım ilaçları azaltmak, sevdiğim tek insan için yazmak, ruhumu ve bedenimi iyileştirmek. Öyle inanıyorum ki benim ki kadar büyük bir sevgi bir yolunu bulacaktır. Ben ne kadar iyileşirsem kötü hafızalar o kadar silinecek ve yerine gelmesi beklenen iyileri yerleşecek.

Çok fazla çaba sarf etmem gerektiğinin farkındayım. Şu an bu gücü kendimde bulamıyorum ama zamanla bulacağım. Her günümü aşkıma giden bir yol haritası üzerine programlayıp kuracağım. Aman o bunları bilmesin ya da bilsin mi bilemiyorum. Ben standart insanlar gibi standart ihtiyaçların yönettiği biri değilim. Belki de biraz sıradan şeylerin önemini kavramanın zamanı gelmiştir de geçiyordur bile. Ne kadar zaman aldığı önemli değil ne kadar ilerleme kaydedeceğim önemli benim için. Ben zaten özlemeye ve hayal etmeye fazlasıyla alıştım. Size bir fotoğraf göstermek isterdim ama bu onu incitir. kıvırcık lüleleri, incecik bedeni şekilli vücudu hafif çarpık bacakları ve güzelim ayaklarını anlatmamla yetineceksiniz. Bunları yazarken inanır mısınız heyecandan başım dönüyor.

Eski benden eser kalmaması benim için çok önemli. Spor adamı değilim ama oldukça çelimsiz bir hale geldim. iyi kötü bir yüzüm var onla idare ediyorum. Çok tuhaf ama insanın bedenini geliştirmesi diğerlerinde olumlu bir etki bırakıyor. iyi bir beslenme diyeti, düzenli spor, temiz hava meditasyon şimdilik programım bunlar. Bir de okuma listem var. İzlemem gereken onlarca film her gün başına oturup yazacağım bir blogum var artık. Daha önce ona yazdığım mektuplardan da koyacağım bu bloga.