8 Mart 2015 Pazar

Yana yana

Yalnız kalmayı nasıl becerebiliyorum doğrusu bende şaşkınlık içindeyim. Çoğu zaman yalnız kalmaktan hep korkardım geçmişimde. Sürüklendiğim akıntılara kendimle sürüklediğim birileri olmayınca yeterince güvende hissetmedim.
Güven içinde ve yalnız olmak. Yalnızlık en güvenli ortam. Başkasının bencilliğinden kendini ancak böyle koruyabilir kişi. Sevginin sömürüsünden ve hayatın acı faturalarını sözde eşe dayamaktan geçiniyor, ahlaksız bu millet. Benzeri ahlaksızlıkları yapmadığımı söyleyemem ama bunları nadiren yaptığımda içimde kendimden ziyadeyle korktuğumu çok iyi biliyorum.
Ben kendi kendini harcamış bir adam olarak şu fani dünyaya kakacağım bir kazık, dikili bir mülk arayışında olmak istemedim. Bu o kadar doğallıkla gelişen bir süreçti ki, önüme seçimler koyuldu mu koyulmadı mı bakmaya fırsatım olmadı bile. İnsan kendi hatalarının ürünüdür. Böyle bir laf vardı değil mi? Kesinlikle vardı. Ben bir üründense katıksız bir ruhum.
Bu yüzden vazgeçmek, beni yıpratan bu tutumun umrumda olması lügatımda yok. Güçsüzlüklerimiz çok benzeşiyor olmasına rağmen senin onurunu çok kırdım. Senin önünde gurur meselen varken benim özürlerimin ardına seninkiler gelecek diye beklemem hataydı. Çok gururluydun her zaman aferin sana ama hak ettiğim alçak gönüllüğünü de görmek isterdim doğrusu.
Bu bitmeyen mesele kadın - erkek ilişkilerini cinsiyetsiz görebilme çabası böyle sürüp gidecek. En azından ben hala çabaladığımı düşünebildiğim sürece. Ancak ve ancak kendi ölümümdür beni susturabilecek olan. Donanımlarımızın baş rahibinkinden, babamızdan daha ileride bir yerlerde olması gerekiyor. Mutluluk şartını o zaman konuşabiliriz ancak. Babamızdan çektiğimizi ne sen ne ben ne de bir başkalarının oluşturduğu çoğunluklar göz ardı edebilir. Şiddeti bırak bağırış ve çağırış olmayan tek bir gün arayışı içinde olan ne suçsuz çocuklar büyüyor ne evlerde. O zaman ne ev fark ediyor ne mahalle.
Açıp açıp kalp diyenlere bir şey diyemiyorum. Sev seni seveni diyebiliyorum ancak. Bu hayatımdaki en uzun yas oldu. Keşke biraz az gaza gelseymişiz. Konu sevgi olunca insanın arsızlaşası geliyor işte. Şöyle sadece bir bakıvermek ne kadar alabileceği ile ilgili yüreğinin, insana yetiyor. Sonra veryansın. Yana yana ne hallere geliyoruz. Tasavvufun bahsettiği yanma meselesi başlangıcında zırıl zırıl bir ıslaklık barındırıyor bence. Sonra kurunun yanında yaş hiç yanmaz mı öyle bir yanıyor ki. Verebileceğim en değerli ve tek bir öğüt var tüm insan oğluna evladına. Güçsüz olun ama dürüst olun. Kurduğunuz yapay dünyanın içinde var olabilmek imkansızlaşıyor zaten. Her şey temelinden çöküyor o zaman. Bir enkazın ardından yapabilecek tek şey içeride canlı birilerinin olduğunu umut etmek oluyor sonra. Hayat neşemiz kaçmasın. Bize arkadaşlarımız "Sen böyle değilidin ne oldu sana" demesinler. Çok üzücü.
Dünya üzücü bir yer bu yüzden ürettiğimiz günlük düşüncelerin çok fazla kısmı negatif. Buna bir de tuz biber olmasın sevilenler. Çok çekenler var hayat boyu. Biz neyiz kimiz ki? Başkalarının acısını kendimizinkiyle kıyaslamak ne tuhaf bir avuntudur, amma gereksiz amma vakit kaybı.
Acı acı açılacak sonunda yer yüzü, ferah yeşil meyveli düzlüklerin olduğu cennete bu dünyada kavuşuyoruz biz. Bu yüzden falcılar var, astrologlar falan var. Bir iyiliğin müjdesini veren olmak ne mutlu. Bende görüyorum ki güzel günler var önünde. Hep de böyle olacak zaten. Ben artık anladığını biliyorum. Senin kadar derin empatik zekalar ve sezgisel üstünlükler bu hediyeleri yetenekleriymiş gibi kullanıp bunun ekmeğini yiyorlar. Gerçekten istiyorsan elbette. Unutulmayacağını anlamak hiç zor olmadı. Başından belliydi. Ne gitmek kolay oldu ne vazgeçmek. Ne yerini tutabildi ne de doldurabildi boşlukları başkası, hayat. Öyle laflar etmişim ki durup düşünüyorum da aman allahım! Zamanda değiştirmek istediklerim sadece ama sadece bunlar. Dürüstüm öyleyse güçlüyüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder