26 Mart 2015 Perşembe

Taş Kalp ve Biçarelik

Biçare insanlar içimizde merhamet uyandırır. Başlarına gelen onca şey nedeniyle biçare olurlar yani çaresiz hissederler. Ancak biçarelik hali akıl ile çözülebilecek insana has bir durum. İnsanın kendi kendini motive etmesi, herhangi birinin elinden gelebilecekleri beklemeden şahsiyet sergileyip ayaklarının üstünde durabilmesi onurlu bir olay. Onursuzluk kendini platonik bir duygunun altında ezdirmek değil, biçare halini duvarlaştırıp temcit pilavı gibi biteviye öne sürmek bir Kemalettin Tuğcu hikayesine benzeyen durumlar yaratmaktır daha çok. Bazılarımız bir Türk filminin içinde yaşıyor gibidirler. Bu yaşadıkları filmin içinde dağıttıkları çeşitli roller olur. Nuri Alço'lar olur, esas oğlanlar olur hatta tecavüzünden zevk alınan Coşkunlar olur. Kötü kadınları unutmayalım. Kendi düşük profillerinin günah keçilerini yaratarak kötü kadınlar ilan ederler. Başlıca düşmanlar bu kötü kadınlardır zira Nuri Alçolar da Tecavüzcü Coşkunlar da kapıdan içeri bilinçlice alınmışlardır.
Taş kalpli olma halinin başlangıcı sevgiden nasibini alamamış olmaktan, yokluk içinde yetişmekten başlar. Hırslar erdemlere engel olur. Açlık, açılacak farkındalıkları bastırır ve insanı kör eder. Aşklarını yaşarlarken insanların akılları paylaşılması gereken o faturalarda kalır. İlişkilerini bir "dengeli" alışveriş üzerine kurarlar. Ceplerden çıkan para kuruşu kuruşuna eşit değilse nedeni asla söylenmeyen bir huzursuzluktur başlar. Naif olmak taş kalpli olmaya engel değildir. Bu arada cehalet ile naifliği çoğu zaman karıştırırız. İnsan naif olur ama meraklıdır öğrenir. Biri vardır naiftir ama çevresindeki dünyadan bihaberdir, merakta etmez. Kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğuna kendi başına karar bile veremezler. Bazıları ise naiftir ama bilinçleri açıktır. Açlık içinde yetişmelerine rağmen zeka ile işin içinden sıyrılmayı pek güzel becerirler. Herkes bu kadar şanslı doğmuyor elbette. Biz akıl ile ruhun bir arada birlikte hareket ettiğini unuttuk gitti. Ruh kirliyse akılda çalışmaz. Sağlam kafa sağlam ruhta bulunur yani. Hayatta en hakiki murşit ise budur işte. Beden ve ruhun ahengi. İnsan nasıl olur da taş kalpli olduğunu idrak edemez. Aslında çok basit. Kendimize yakıştıramadığımız her şeyi inkar ederiz. Aslında kötüyüzdür ama bizce iyiyizdir. Canımın içi diye başlayıp senden sıkıldım diye devam edebilecek kadar büyük bir bilinçsizlik korkunç bir samimiyetsizlik ve körlüktür bu. İnsan nasıl olur da içindeki duyguların hangisine itibar edeceğine karar veremez. Bu durumun bir refkleks kadar doğal olması beklenmez mi? Biçarelik işte burada başlar. Biçare diye üzülürüz ama taş kalpli sıfatına birden bire dönüşmeleri tüm bu üzüntüyü alır götürür. Sonsuza kadar bu kabalıktan uzak durmaya karar verirsiniz. Kendinize boş yere kızmayın bir insanı körü körüne sevmek insana has doğal bir şey. Nedeni belli bile olmayabilir. Sadece kimyasal bir meseleden ibarettir kim bilir. Tükürük salgısındaki özel bir şey belki de sadece alışkanlık meselesi.      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder