1 Mart 2015 Pazar

Sana anlatıp öğretmek için anlayıp öğrenmeyeceğim hiç bir şey yok.

Bu blogu yazmamın ona ulaşmak onu geri almak gönlünü kazanmak ile bir ilgisi yok. Bu yazılar benim kendi meselem. Hayallerim, geleceğimi üzerine kurduğum bu isteklerin hiç biri gerçekleşsin diye yazılmıyor. Benim onunla konuşabileceğim bir araç yok. Bu yazılanları okusun isterim elbette ama önemsemeyip okumaması da hiç önemli değil. Ben nasıl olsa kendi kendime yaşıyorum bu aşkı çok uzun zamandır böyle bu. Okuyanlar benim kendimi neden paraladığımı sormasınlar bana. Dedim ya bu kişisel ve özel bir mesele. Kimse karışmasın bana. Ben yüreğimden geçenleri döküleyim bana yeter. Hiç kimseden hiç bir beklentim yok. Onu seviyorum, mutlu ve huzurlu olmasını en çok ben istiyorum bu yüzden kendimi karşısına dikip benim ol diyemem. Yolumda duran beni seven başka insanları sevmeye çalışabilirim ancak. Alışmak sevmekten daha zor değil asıl zor olan sevmek. Sevmek çünkü tek başına bir şey ifade etmiyor. Herkes sever. Önemli olan sevmenin yolları ve yöntemleridir. Öylesine tutkulu bir aşk vardır ama son derece bencildir seven. Kendi aşkının etrafında dolaşır her şey. Varsa yoksa onun aşkından ibarettir her şey. Sevdiği insanın ne düşündüğü ne istediği bile önemli değildir. Buna aşk der sevgi der. Cümlelerini öyle güzel seçer ki tam yerine oturtuverir kelimeleri. Ama gerçekte olan biten çok daha farklıdır. Sevgi tamamdır ama ya faturalar ya kira ya alışveriş ya yapılması geciken temizlik? Aşk bütün bunları içerir. Tüm bu dünyevi şeyler aşka dahildir. Bunlar tamamlanmadan aşk da tamamlanmaz. Bu yüzden sevda tek başına bir şey ifade etmez. Kuru sevdadır bu. Çünkü sevgililik kurumu bir ortaklıktır. Hayat ortaklığıdır. Huzur tüm bu dünyevi işlerin halledilmesine bağlıdır. Sonra gece yatağa girildiğinde her şey hallolmuşsa aşk yaşanılır. Kafalar rahat olmalıdır. Herkes üzerine düşeni yapmış olmalıdır. Kuru kuruya aşk olmaz. Sorumluluklar yerine getirilmeden ilgilenilmesi gerekenlerle ilgilenilmeden tutku gittikçe zayıflar. Bu ne acıdır. Keşke bu böyle olmasa. Keşke şehir tüm bu saf tutkuyu özgür bıraksa. Bizi bari tutkularını özgürce yaşamak isteyenleri özgür bıraksalar.

Bu yüzden bir kotra bir dağ evi bahçesini kendimiz ektiğimiz bir köy evi ya da suyunu elektriğini kendimiz ürettiğimiz bir yaşam ortamı. Bir orman bir deniz bir sen ve bir de ben. Tüm bunlar bize yetmez miydi. Bu şehir bizi nereye sürüklüyor? Başarılı olma şansımız var mı bunca büyük hırsların içinde. Ben seni tanıyorum senin hırsla başarılı olma arzusuyla falan alakan olamaz. Sonra rekabeti sevmezsin. Etrafındaki orospular seni çıtır çıtır yerler. Melek gözlerinle anlamaya çalışarak bakakalirsın.

Hayat boyu hep mücadele işte. İşimiz zor. En azından seni kollayıp gözetecek insanların varlığından şüphe duymadığım için içim rahat. Fethiye'ye yerleşmek istediğimiz zamanı hatırlıyor musun? Orada ne kadar mutluydun. Köpekten korkmadın. Neredeyse sana yüzmeyi öğretiyordum sadece bir haftaya daha ihtiyacımız vardı. Sana anlatıp öğretmek için anlayıp öğrenmeyeceğim hiç bir şey yok. Biz ne yazık ki bu düzende bizi bildikleri kadar varız. Bir Mac operatörü, bir yazı işleri çalışanı, bir çevirmen, bir ofis çalışanı. Gerçekten ne kadar istiyoruz biz bu rolleri oynamayı. Tüm bunlar bizi ne kadar tatmin ediyor. Mutlu ediyor mu? Yetiyor mu geçinmeye, dünyanın en pahallı şehirlerinden İstanbul'da birine sırtını dayamadan yaşamaya yetiyor mu. Kime dayayacağız biz sırtımızı. Bize harcadığı her kuruşun hesabını sormayacaklar mı. Borçlanmayacak mıyız giderek ah sevgilim. Sonra nasıl ödeyeceğiz o borçları? Sevgimizi şefkatimizi vererek mi? Kimin buna ihtiyacı var ki? Belki benim. Peki ya başkalarının? Başkalarının dertleri farklıdır canım benim. Onlar yaptıkları yatırımın faizini beklerler. En ufak bir anlaşmazlıkta hesap kitap defterlerini çıkartırlar ortaya ve derler ki: bak ben sana bunu bunu harcamışım bunu bunu almışım? Nerede bunların karşılığı? Şefkatli ellerinde mi? Masajı benim sana değil senin bana yapman lazım derler. Bin saat masaj yapsan bu borcu ödeyemezsin sen. Şehir insanları böyledir bunları öğrenerek büyürler. Gözleri hep dışarıdadır. Benim gözüm dışarıda değil miydi sanki öyleydi evet ama ne oldu sonra gözüm çıktı! Kör oldum. Dışarı taşan gözlerim artık dışarıyı göremiyor lanetlendim.

Herkes bu laneti taşımaz. İçinde büyük pişmanlıklar taşıyanlar bu lanete tutulurlar. Umursamayanlara bir şey olmaz. Onlar hayatlarına devam ederler. Biz edemeyiz. Biz kendimizi hırpalar sorgularız. Nerede hata yaptığımızı defalarca sorarız kendimize. Onlar için her aldatma bir skordur skorda öne geçme çabasıdır ilişkilerden anladıkları. Bu ilkelliği dinlediğimde sen yatağında yatıyor ama içeriyi duyuyordun ama her şeyi yanlış duymuşsun. İnsan kendini bir şeye inandırmaya görsün. Bizler sevmek istediklerimizi nasıl görmek istersek öyle görürüz. Zamanla şaşırır kalırız çünkü bizim tanıdığımız insanlar değildir onlar. Bambaşka niyetleri bambaşka yaşamları olan farklı insanlardır.

Biz sevmeyi seviyoruz seçtiğimiz birine bu sevgiyi bağlıyor ve ona bağlanıyoruz. Kimi seçtiğimizin çok önemi yok. Yalnızca belirli estetik görüntülerden ibaret. Ne yazık ki içine odaklı bir bakış sağlayamıyoruz. İnsanoğluyuz çünkü. Bize sağlanan komforu yaşamayı seçiyoruz önce güzellik anlayışımıza uyuyor mu diye bakıyoruz sonra. Alan memnun veren menun kalınca alış veriş başlıyor. İlişkiler bir alış veriş biçimidir. Verdiklerin aldıklarını karşılıyor denk geliyorsa bir sorun yoktur. Oysa alacaklıysak kıyameti koparıveririz. Ortada ne aşk ne sevgi ne de tutkudan eser vardır artık. Bu ilşki biçimini tercih etmek demek birbirini kaybetmeye her an hazır olmayı gerektirir. Taraflardan biri eğer biraz eksikse diğerinin elinden çekeceği vardır çünkü. Modern ilşkilerin esası budur. Şehir yaşamının zorluğu çiftleri bu tür sevimsizliklere iter. Taraflarsa sevgiden bihaber, merhametsiz, anlayışsızlarsa hiç bir şekilde yürütemezler. Borç defterleri kapanır, Alacak verecek hesapları yapılır ve ayrılık zamanı gelir çatar. Birlikte yaşamak zordur. Beraberinde ne kadar çok sevgi olursa olsun bir ton sorumluluk getirir. Bencillik kaldırmaz. Tölerans ve özveri ister. Taraflardan herhangi birinin paraya tamamen tamah etmemesini gerektirir. Bir taraf sürekli verici olmayı kabullenmişse bunda bir sorun yoktur. Ama dışarıdaki bazı cezbedici ayrıcalıklı fırsatlar varken verici tarafın gözü aniden açılabilir. Kendine şu soruyu sorarken bulur. Ben bu kadar fedakarlığı ne için yapıyorum? Dışarıda beni bekleyen onlarca orospu var. Şehir adamı bunları görür şehir bunları getirir insana. O insanın ne kadar mazbut ya da evcimen olduğu fark etmez. Sadakat yemini de etmemişse ki yemin bozmak nedir ki. O zaman tamamen özgür olduğunun bilincine varır. Daha fazla özveri göstermek istemez.

Benim tek şanssızlığım iflas etmiş olmamız. Bulduğum işlerin hiç birinde mutlu olamıyorum bir yerlerden birleri çıkıp huzurumu keyfimi kaçırıveriyor. Benim olan her şey senin Bir gün chatroulette Cold War Kids in vokalisti herifle karşılaştım. "What mine is yours" şarkısnın sözleri üzerine konuştuk. Benim olan her şey senindir de. Ben dedim bu sözlerin altına imzamı atıyorum. Birbirmizi çok sevdik o kadar aynıydık ki. Bana evcil tarantulasını gösterdi. Karşılıklı ot tüttürdük. Sonra vedalaştık gitti. Bu dünyada benim gibileri de var diye avunduğumu hatırlıyorum. Para mal mülk nedir ki allahaşkına? Huzur olsun sevgiyle pişen bir tencere yemek olsun, başımızı sokacak bir çatımız olsun tabi bir de internet. bunlar bize yetmez mi? Elbette yeter. Yani bana yeter. Kedimiz köpeğimiz bebemiz de olsun onlara da bakarız. Benzin pahallı bisiklet alalım ve şehirden uzaklaşalım. Çok uygun bir fiyata Gökova da yaşanacak yerler biliyorum. Nerede olduğu da çok önemli değil. Toprak olmalı sonra deniz ve temiz bir hava. Şehire sadece sergi gezmeye gitmeli. Köyümüzde oturup resim yapmalıyız biz. Tablo tablo parça parça irili ufaklı resimler. Sonra teknemiz olmalı balık tutmak için ufak bir tane yeterli. Kotra almak için 35 bin euroya ihtiytacımız var en az. o da olur ama evi satmam lazım. O evi satarsam da o tekneden başka bir yerde yaşayamayız ve kesinlikle yüzme öğrenmen gerekir. Tüm bunlar benim hayallerim sana sormadan seni içine dahil ediyorum kusura bakma lütfen. kızma da. Hayal kurmama aldırış etme.

Gelecekle ilgili planların neler acaba. İstanbul'da ne yapacaksın kaderini nereye bağlayacaksın. Nereye bağlarsan bağla ama sevildiğinden ve incitilmeyeceğinden emin olmadan yapma bunu sakın. Çıkar gelir kafalarını gözlerini yararım biliyorsun değil mi. Benim dokunmaya kıyamadığımsın sen. Ne zaman istesem yoluna da çıkabilirim ama yapmıyorum bunu. Artık bana yakıştırmayacağın şeyler yapmaktan kaçınıyorum çünkü. Sadece yazıyorum. Oku diye. Beni anla diye. Tüm bu yazılanların bir sonu olacak mı sence? Bence olmayacak. Çünkü bu aşk ne kadar sonsuzsa yazacak şeyler de o kadar sonsuz işte. Bugün ki ikinci yazım. Yine sana yine senin için. Nasıl anlatacağım başka türlü kendimi aşkımı tutkumu, hatalarımdan aldığım dersleri, kendimden nasıl haber vereceğim sana.        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder