6 Mart 2015 Cuma

Kiraz Zamanı


Günler geçiyor zaman ilerliyor kuzum. Bir kiraz yiyişin vardı yatağın üzerinde bağdaş kurup. Ne güzel bir sahneydi o giriş katındaki evin perdeleri kapalı odasında, süzen ışık camdan, yarı karanlıkta çıtırdattığın kirazlar. Sabah kahvaltısıydı bu. İşe gitmek için giyinmiş hazırdın. Ben sigarayı tercih etmiştimdir her zaman ki gibi kesin. Beni kiraza davet ettiğini hatırlıyorum. Bu daveti nasıl geri çevirecektim ki. Bir kaç tane attım bende ağzıma.

Kiraz zamanı gelecek mi bu sene? Ben görür müyüm o günleri. Kulağımıza küpe yaparız kirazlardan sonra kulaklara dalar yeriz bir ağacı yer gibi. Uzun heybetli gövdesinden bir ağacın kırmızı renkli dehşet tatlı meyveler yemek ah! Biz çocukken meyve bahçelerine dalardık. Erik kiraz elma incir ceviz dut. Önümüze ne gelirse koparır yerdik. Bu karşılıksız ziyafet bize hem meyvenin sahibine karşı bir suç işliyor olmanın heyecanını verirdi hem de ağzımız ballandıkça ballanırdı. Yakalanmaktan hiç korkmadık. Meyve sahiplerinin çoğu kalender insanlar olurlar. Bütün ağacı kurutmak gibi bir niyetiniz yoksa süne zararlısı gibi tabi. Bazı veletler yok değildi, elinde cebinde poşediyle gelip eve meyve taşımak niyetinde olan. Yere yeni düşenlere bile tenezzül etmezler, bütün hırçınlıklarıyla en çok meyveyi toplamaya girişirlerdi.

Ben işte bu çocukların yönettiği bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Hırsla her şeye sahip olmanın yarattığı bu hırçın arzu onlara gelecekle ilgili sağlam bir yer garanti ediyor gibi görünüyor. Benim derdim meyve yemek. Kendi önümde duran, elimin uzandığı mesafeden koparabildiğim hakkım olan meyveyi yemek bana her zaman yetti. Bahçeden kovulduğumuzda ise arsızlık yapmadan gitmek bir erdem sayılırdı çocuklar arasında. Kimileri bahçe sahibine kafa tutar amacı bağcıyı dövmeye götürürdü.

Çocukken uslu bir çocuktum ben ne olduysa sonradan oldu. Dünyanın meyvelerinin nimetlerinin hazlarının peşinden gittim. Başka dünyevi meseleleri unuttum gitti. Dünya haz dolu bir cennet değil miydi? O halde bundan sonuna kadar emebildiğim kadar emecektim. Bazı geceler uyandığımda birdenbire kendimi bir şey emerken yakalıyorum. Dudaklarım sanki bir emziğe ya da bir memeye yapışmışlar da tadını çıkara çıkara emiyorlarken yakalıyorum kendimi.

Beni emziğimden koparanlara lanet olsun! Hepsi hepsi istediğim içebileceğim kadar süttü benim. Darmadağan ettiniz süt bahçemi. Durdum düşünüyorum şimdi. Beni seven arkadaşlarım var çoğu kadınlar. Sen olduğunu bile bile seviyorlar beni bir karşılık beklemeden. Ne onur kırıcı bir şey mi? Sevginin aşkın onurla gururla ne alakası olabilir. İnsan haykırdıkça haykırmalı durmadan. İstedikçe istemeli emziğini.

Benim yerim yurdum hiç olmadı. Bu dünya benim mesken. Hiç bir yere ait hissetmedim ama birilerine ait hissetmişim. Bu iyi midir kötü mü bilemiyorum. Sadece kirazımı yemek istiyorum.
Dünyanın neresinde olursa olsun. İster Kadıköy'de ister NYC'de. Bir metro durağında ya da bir parkta. Vişnenin anavatanı Karadeniz'miş meğerse. Çocukken gördüm Ordu'da. Babamın memleketinde. Çeşitleri bile vardı. Mesela taflan adında vişnemsi ama daha buruk bir meyve vardı. Sonra sarı ama tatlı kirazları hatırlıyorum. Meyvenin anavatanı Anadolu olmalı. Bu kadar çok melez yoksa neden burada yaşıyor olurdu ki? Kirazımı koklamayı özledim. Seviyorum.
     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder